TOPLUMSAL İFSADA KARŞI AİLENİN KORUNMASI

TOPLUMSAL İFSADA KARŞI AİLENİN KORUNMASI

                    I

                                                                                MÜCAHİT AYDIN ASLANTAŞ  

 

TOPLUMSAL İFSADIN TEMELLERİ 

 

Müslümanların, her açıdan değerlerinin yok edildiği ifsat olmuş bir toplumun içinde yaşıyoruz. Kontrolümüz dışında olan, benimsemediğimiz ve Allah’ın razı olmadığı değerlerin hâkim olduğu bir sistemin kuşatması altındayız. Batı ülkemize sadece demokrasi ve laiklik ihraç etmedi. Kültürünü, müziğini, dağılan aile modelini, bireyselliği, dünyevileşmeyi, bencilliği ve her türlü ahlaksızlığı, de ihraç etti.  

 

Medeniyet vakfı ve genç birikim olarak yıllardır ailenin değerinden, öneminden bahsettik. Panel ve konferanslar düzenledik ve bir de sempozyum organize ettik. Bu konuda değerli hocalarımız tebliğlerde bulundu. Geçen seneyi aile yılı ilan ettik. Bu seneyi aile ve gençlik yılı ilan ettik ama öngörülü olamadık. Toplumsal ifsadın ailemize ve çevremize verdiği zararları, davet kapsamında gündemde tutmakta zayıf kaldık. Ağırlıklı olarak vahiy ve sünnet bağlamında olması gerekeni modelledik ama bu toplumun maruz kaldığı ve yaşadıkça benimsediği toplumsal ifsada dair gereken adımları atamadık. Tevhidi kimlik davetini yaygınlaştıramadığımız için bir avuç kaldık. Daveti sokaklara taşıyamadık ya da sokakları davetimize, sohbetlerimize çekemedik. Sayımızı arttıramadık. Mevcut kardeşlerimizi de daha donanımlı hale getirmekte zorlandık. Toplumsal ifsadın bir damarı olan bireyselleşme Müslümanlarda hâkim olmaya başladı. Ahlak ve değer çözülmelerine karşı kapsamlı toplumsal çalışmalarımız yetersiz kaldı. 

 

Kuran’dan uzak, modernizm ve batı temelli bilgi; çağdaşlık adına çocuklarımızın zihinlerine yerleştiriliyor. İnternetin sınırsız imkânları, gayri ahlaki film ve dizilerin kuşatması; bağımsız ve bireysel yaşamı cazip hale getiriyor. Batının ifsat olmuş değerlerini bu toplumun çocukları kabullenmeye başladı. Dini değerlere yabancı bir nesil yetişmeye başladı.  

 

Müslümanlar olarak toplumsal ifsada karşı mücadele etmek, öncelikli çalışma hedefimiz olmak zorundadır. İfsat olmuş değerleri, bu toplum nazarında hak ettiği konuma getiremediğimiz ve bu uğurda mücadele edemediğimiz sürece, İslami temellere dayanan bir yaşam biçimi de biz Müslümanlara uzak olacaktır. Toplumsal hastalıkların başında da ifsat kavramı gelmektedir. 

 

İFSAT NEDİR?

Yufsidu, yani fesat çıkaran, ifsad eden demektir. İfsat; kavram olarak; fitne çıkarma, bozma, bozgunculuk yapma, geçersiz duruma düşürme, karıştırma, aslını bozma ve değiştirme anlamlarında kullanılmaktadır. Aynı kökten gelen fesat ise; bozulma, kokuşma ve orta yoldan ayrılma demektir. Her iki kavramın ortak noktası; bir şeyin faydalı olmaktan çıkıp zararlı olmaya başlaması durumunda kullanılıyor olmalarıdır. Batıda da kullanılan karşılığı ise dejenere etme yani yozlaştırmadır. İfsat ve fesat kelimeleri Kur’an da ıslah kelimesinin zıddı olarak kullanılmıştır. 

Bakara 11-12 de şöyle ifade edilir: “Onlara ‘yeryüzünde fesat çıkarmayın, bozgunculuk yapmayın’ denildiğinde, ‘biz ıslah edicileriz!’ derler. İyi biliniz ki, onlar bozguncu ve ifsat edicilerin ta kendileridir. Fakat onlar, ne yaptıklarının farkında değillerdir. 

 

İfsadın diğer ayetlerde ki kullanım alanları ise şöyledir:  

Sağlamlaştırdıktan sonra Allah’ın sözünü bozmak, Allah’ın birleştirilmesini istediği (bağları) koparmak, Yeryüzünde bozgunculuk yapmak (Bakara:27) 

Düzeni bozmak ve taşkınlık çıkarmak (Bakara:60) 

Allah’a ve Resulüne savaş açmak (Maide:33) 

Kendilerinde olan olumsuz hasletleri Allah’a isnat ederek, Allah tasavvurunu hafife almak (Maide:64) 

Allah tarafından düzenlenip ıslah edilen yeryüzünü bozguna uğratmak (Araf:56) 

Karışıklık yapmak, taşkınlık çıkarmak (Araf:74) 

Kul hakkına girmek, ölçü ve tartıda hile yaparak düzeni bozmak (Araf:85) 

Haddi aşanların yolundan gitmek ve onların yaptıklarını benimsemek  (Şuara:151) 

İslam’dan yüz çevirmek, yeryüzünde bozgunculuk yapmak ve akrabalık bağlarını koparmak (Muhammed:22)  

 

Kısaca ifsadı, yaratılan her varlığın aslına uygun davranış sergilemesine müdahale ederek tahrif etme, aslını bozma anlamında değerlendirebiliriz. Bu bağlamda ifsat, istikametten çıkarmaya, doğru yoldan saptırmaya dönük her türlü eylemdir.  

 

İFSADIN KAYNAĞI İBLİSTİR 

Toplumun ifsadına sebep olan ve değer olarak kabul edilip sahiplenilen fıtrata aykırı ve Allah’ın razı olmadığı ne kadar davranış biçimi varsa temelinde İblis vardır. İblis, Rahmani değerlere alternatif değerler sunarak, bu değerleri insanlığın sahiplenmesini sağlayan baş aktördür. İblis, Allaha yemin ederek doğru yol üzerine oturacağını ve insan neslini ifsada uğratacağını söylemiştir. Bu sözü üzerine Allah’ın verdiği cevap, İblisin mücadelede kullanacağı vasıtaları ifşa etme ve insana yol gösterme mahiyetindedir.  

 

Ayeti hatırlayalım: İSRA:64 “Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygara kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaatlerde bulun.’ Şeytan, onlara aldatmadan başka bir şey vadetmez.” 

Bu ayette geçen sesle sarsıntı, yaygara koparmak ve vaat etmek; psikolojik savaşa, atlılar ve yayalar; askeri mücadeleye, mallar ise ekonomik mücadeleye tekabül etmektedir.  

Ayette geçen ve bahsetmediğimiz ne kaldı? 

Çocuklara ortak olmak… 

Çocuklara ortak olmak; İblisin mücadelede hedef kitle olarak öne çekeceği insan unsurunun gençler olduğu/olacağı anlamına gelmektedir. Toplumu bozmanın pek çok yolu vardır. Bu ifsadı nesillere aktaracak taşıyıcı kitle ise çocuklar ve gençlerdir.  

 

İblisin çocuklara ortak olması ne anlama gelmektedir? İblisin, yetişme çağının her aşamasında ailesi ile birlikte eğitmeye ve terbiye etmeye ortak olmasıdır. Ona olumsuz değerler kazandıran, Allah’ı ve taleplerini göz ardı ettiren, ahireti unutturan, nefsinin kölesi yapmaya çalışan olmaktır.  

 

İnsana sunulan her değer, akla veya kalbe hitap ettiği gibi nefse de hitap edebilir. İblis ve onun yolundan gidenler; nesilleri ifsat etmek için nefislere hitap ederler. Sunulan değerlerin nefse hitap etmesi en tehlikeli olanı ve en çok kabul göreni olarak karşımıza çıkar. İnsan hak ile batılın savaş alanıdır. Allah’ın sunduğu değerlerle İblisin sunduğu değerlerin akılda ve kalpte karşılık bulduğu bir alandır. Üstünlük sağlayan değerlere göre, ya ıslah ya da ifsat gerçekleşir. 

 

Günümüzdeki toplumsal ifsadın İblis tarafından temellerinin atıldığı Kuran’i ifadeleri hatırlayalım: 

ARAF:16-17’ de; doğru yola oturması ve şükretmeyi engelleyeceği,  

HİCR:39’ da; günahları süslü göstereceği ve tüm insanları azdıracağı, 

BAKARA:268’ de; fakirlikle korkutacağı ve çirkin hayâsızlığı emredeceği,  

MAİDE:91’ de; içki ve kumarla aramıza düşmanlık ve kin düşüreceği, Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak isteyeceği,  

ARAF:202’ de; edindiği dostları sayesinde azgınlığa sürükleyeceği, 

NİSA:119’ da; saptıracağı, boş kuruntulara ve hayallere kaptırıp günahlara sokacağı ifade edilir. Daha önemlisi ve konumuzla bağlantı olan en uç kısmı ise bu ayette; “Allah’ın yarattığını değiştirip bozacaklar.” sözüdür.  

Allah’ın yarattığını değiştirip bozmayı iki türlü yorumlamamız gerekiyor. İlki; kadınlar erkekleşecek, erkekler kadınlaşacak ve güzel görünme adına estetikler yapacaklar. İkincisi ise; kadının erkek ile eşit olduğu, çalışan ve evin reisi olmaya ya da erkeğe ihtiyacını ortadan kaldırmaya yönelik yasal açılımlar ve teşvikler olarak değerlendirmeliyiz.  

 

İblis, modernliği, çağdaşlığı, bireysel özgürlüğü, bencilliği, egoyu ve kibri; sahiplenilmesi, korunması gereken bir değerler bütünü olarak empoze eder. İblisin rolü insanları zorla doğru yoldan çıkarmak değildir. İnsandaki açlığı, zekâyı, egoyu, tatminsizliği, hâkimiyet kurma güdüsünü, dünya nimetlerine sahip olma hırsını çok iyi kullanmasıdır. İnsanları şeytanlaştırarak Allah’tan gelen değerlerin üzerini örtmeyi çok iyi başarır. Olumsuz değerleri sahiplenmeye bu toplumdan bir örnek verelim: Ahzab Suresi 33. Ayette kadınlara yönelik “Evlerinizde oturun. Eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın” ayetini bir meydanda kadınlara okusanız linç edilme ile yüz yüze gelirsiniz. Özellikle feminizme ve kadın hakları savunucularına sağlanan imkânları göz önünde bulundurduğunuzda vahyi değerlere karşı oluşturulan olumsuz değerlerin sahiplenilmesine bizzat şahit olursunuz.   

 

TOPLUMSAL İFSATTA BATININ KÜLTÜR DEFORMASYONU ÖNEMLİ BİR YER TUTAR 

İblisin hedefleri doğrultusunda hareket eden Yahudi ve Hristiyanlar, dünya genelinde ifsadın yayılmasını sağlamışlardır. Özellikle batı yaşam biçimine; televizyon ve internet kanallarında yayınlanan filmler ve diziler aracılığı ile her gün şahit oluyor ve etkisine maruz kalıyoruz. Batının yaşam biçimi, özgürlük anlayışı, tatil kavramı, kılık kıyafet modası, teknoloji ürünleri ve farklı yeni lezzetler adına açtıkları fast-food’lar Müslümanları cezbediyor. Yaptıkları filmler ile tüm dünyayı; hayranlık oluşturarak kurtarıyor ve kendilerini kahraman ilan ediliyorlar. Müslümanları ise tüm dünyada terörist olarak gösteriyorlar. Teknolojiyi kullanarak düşmanının varlığından yani Müslümanların sırtından milyarlarca dolar kazandılar, kazanıyorlar. Holywood’da yaptıklarının gerçeğini birer birer en acı şekilde Müslüman ülkelerde kan dökerek uyguluyorlar. 

 

Batının Müslüman ülkelerde ki ifsada yönelik amaçlarını üç maddede sıralayabiliriz:  

1) Özgürleştirmedir. Niyetleri ise Allah’ın tanımladığı itaat ve özgürlük alanlarını ifsat etmektir. Müslüman ise Allah’a teslim oldukça özgürleşir. Batı ve yerli işbirlikçileri son yüzyılda şunu dedi: Kuran’dan ve Kuran dili olan Arapçadan özgürleş. Başörtüsünden ve pardesüden özgürleş. İslam’ın katı kurallarından özgürleş. Annelikten ve aileden özgürleş.  

 

2) Seçime dayalı demokrasi getirmektir. Niyetleri ise hilafeti ve şeriata dayalı yönetimi yok etmektir. Demokrasi ve laikliğe kendileri bile inanmıyorlar. Girdikleri ülkelere demokrasi adına kan ve zulüm götürüp milyonlarca Müslümanı katlettiler. Demokrasi; adaletten, özgürlükten ve insan haklarından uzaktır.  

 

3) Modernizmi ve bireyselliği hâkim kılmaktır. Niyetleri ise İslami değerlere göre bir yaşamı toplumdan uzaklaştırarak batılılar gibi bir yaşam tarzını benimsetmektir. Müdahale ettikleri ülkelerde çağdaş, modern ve bireysel bir yaşam biçimini hâkim kılarlar.  

 

BAKARA:205. Ayeti hatırlayalım: “Hâkimiyeti eline alır almaz yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah bozguncuları hiç sevmez.” 

Yani, onlar iş başına ve iktidara geldikleri ya da dünya liderliğini ele geçirdikleri zaman, İslam’ın değerlerine savaş açarlar. Dünyayı ve toplumları istedikleri istikamette yönlendirdikleri zamanda, yeryüzünde ve ülkelerde fesadı yayarlar. Nesillere hayat hakkı tanımazlar, gençleri ateist ve deist yapmak için kurumlar kurarlar. Aile, özellikle anne kavramı en öncelikli hedefleridir.  

 

Kültürel ve İslami tahrifatın Türkiye’deki ayağı Yeşilçam’la başlamış, günümüzde ayyuka çıkmıştır. İmam-hoca tiplemelerine iyi bakın; çirkin, sahtekâr, parayı görünce gözü dönen, kadınlara ağzının suyunun aktığı, okuyan/üfleyen, cinci, bazen kekeme bir karakter olarak tanıtılırlar. 90’lı yıllardan itibaren Müslüman kitlenin ailece izleyebileceği Kanal 7, Samanyolu ve TGRT gibi alternatif kanallar çıkmıştır. Bu kanallara has film ve diziler yapılmıştır. Diğer kanallar ahlakı ifsat ederken; bu kanallarda, dizilerle itikat ifsat edilmiştir. Ana tema olarak Allah dostlarının kerametleri, kader ve körü körüne itaat kültürü işlenmiştir. Bu tahrifat ile büyüyen ve kişiliği oluşan çocuklar şimdi anne ve baba konumundalar. Evlatlarını da bu kültürle yetiştiriyorlar.  

 

Elazığ depreminde topladığı yardımla kahraman gösterilen Acun Ilıcalı’nın; yıllardır değerleri tahrif eden yarı çıplak yarıştırdığı ada programı, müzik ve yetenek yarışmaları ile bu toplumu ifsat ettiği göz ardı edilmiştir. Sapık, tecavüzcü karakteri, Cem Yılmaz ve Recep İvedik’i söylemiyorum bile. Kahkaha atarak izlediğimiz komedi filmlerinde bu toplum, İslami değerlerin ayaklar altına alınmasını göremedi, görecek olan basiretli, hikmetli hocalarımız ve kanaat önderlerimiz de zaten bu film ve dizileri (sözde) izlemedikleri için toplumun nasıl ifsat edildiğini kaçırdı.  

 

Müslüman ailelerin bile kaçırmadan izledikleri birkaç dizi konusundan bahsedelim. Bir dizide gencin, amcasının eşi ile ilişki yaşaması, sonra amcasının kızı ile evlenmesi ve evlendikten sonra bile yengesiyle ilişkisinin devam etmesi, başka bir dizide genç bir kızın, arkadaşının babası ile aşk yaşaması, başka bir dizide aynı kadına aşık olan iki kardeşin çekişmesi, başka bir dizide eşinin arkadaşıyla ilişki yaşayan bir kadın, başka bir dizi de, ablasının kocasına aşık olan bir kadın, başka bir dizide, annesini sevgilisiyle yakalayan bir kız, başka bir dizide, iki kız kardeşle beraber olan bir adam… Çoğaltmak mümkün.  

 

Bu ifsat burada durmadı. Çocuklar ve gençler, severek izledikleri bu dizilerde yaşananları normal karşılamaya başladı. Çünkü ne ailesinden ne de çevresinden kimse hikmetli davranıp Allah’ın haram-helal boyutuyla olaya yaklaşmadı. Bir yatak sahnesi ya da bir öpüşme sahnesinde kumandaya sarılıp kanal değiştirildi. Bu da aklının orada kalmasını sağladı ve uygun olamayan şey sadece; aile içi utanılacak sahneler ile sınırlı kaldı.  Gayri meşru yaşanan ilişkiler izlenebilir, hayatın gerçeğidir ve filme yansıtılmıştır ama bir yatak sahnesi veya öpüşme sahnesi, ailece izlenemez algısı yerleşti zihinlere.  

 

Değerli hocalarımız ve ağabeylerimiz; bu dizileri bu filmleri izlemeliydi. İzleyerek her bir fesat kaynağını, aile ve Müslüman bireyler açısından bir tehlike olarak görüp gündem oluşturmalı ve sohbetlere taşımalıydı. Sosyal medyada gündem oluşturmalıydı. İlgili mercilere şikâyet edilmeli gerekirse protestolar düzenlenmeliydi. Ses çıkarılmadığı, tepki gösterilmediği ve gündem oluşturulmadığı için ne oldu biliyor musunuz? Arz talep dengesinden dolayı İSTANBUL SÖZLEŞMESİNİN TEMELİ ATILDI. 

 

Yıllardır piyasaya sürülen bu senaryo artık Müslümanlar açısından da yadırganmaz oldu. Ailece izlenen film ve dizilerle adım adım değerler tahrif edildi. Her film ve dizide gayri meşru ve sapık ilişkileri sahneye sürdüler ve normal karşılanır hale getirdiler, gay ve lezbiyenliğe de adım adım zemin hazırladılar. 2001 yılında Hollanda’da eşcinsel evlilik yasalaştı ve 25 ülke takip etti. 2006 da Türkiye’de yerel internet haber kanallarından birisi haberi şu şekilde duyurdu: “Eşcinsel evliliklerin yasal olduğu 26 yaşanası ülke”  

 

Türkiye’ de bu konuda geçen yıl doruğa çıkan LGBT sokak gösterilerini ve pankartları hatırlarsınız. Zeki Müren’le, Bülent Ersoy’la başlayan ve rol model olarak sunulan, toplumda saygınlık oluşturulan bu girişim şimdi meyvelerini veriyor. Nesli bozmak ve ifsat çıkarmak için yapılacak en zirve girişim budur. İblisin bahsettiği yaratılışı değiştirecekler sözü tamda budur.  

 

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ VE 6284 NOLU KANUN İLE TOPLUMSAL İFSAT AYYUKA ÇIKMIŞTIR 

Bu iki ifsat kaynağının hedefi aileyi yok etmek ve feminist kadın üretmektir. Feminizm, Kadınla erkek arasındaki eşitsizliği ortadan kaldırıp her konuda eşit haklara sahip olduklarını savunan ideolojidir. Aileyle olan bağlantısı ise şudur; kadın anneyse, ev kadınıysa erkekle eşit olamaz. Onun için anne olmamalı, ev kadını olmamalı, özgürce erkek gibi olabilmesi için çocukları olmamalı demektir.  

 

Anne olmayan ve çalışan bir kadın en değerli tüketim kanalıdır. O yüzden Allah’ın kadına ait değerlerini yok ederler. Özgürlük ve çıplaklık, iblisin en çok kullandığı yoldan saptırma kavramlarıdır. Allaha rağmen, Allahtan bağımsız olmanın adını özgürlük koyarken; kadına da en değerli kıymet olarak vücudunu teşhir ettirme, etki ve güç oluşturma dürtüsünü hâkim kılar. 

 

Kadına özgürlük sağlamak için zinanın da yolunun açılması gerekiyordu. Çünkü erkeğin zinası karşılıksız kalırken, kadının zinası ceza gerektiriyordu. İstanbul sözleşmesi ile bu eşitsizlikte ortadan kaldırıldı. Artık 2004 yılından itibaren kadın zina yapabilir konuma getirildi. Zinanın suç olmaktan çıkarılması her ne kadar 1999 yılında olsa da bu erkeği kapsıyordu. 2004 yılında tepkilerden dolayı ve AB uyum yasalarına aykırı olması sebebiyle mevcut iktidar sinmek zorunda kalmıştır. Bırakın zinayı yasaklamayı, kadının zina suçunu kaldırmıştır. Dönemin başbakanı Abdullah Gül, zina yasağının TCK’ya konmayacağını ima ederken, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, zina ile ilgili tek kelime yazmadık diyecek, Burhan Kuzu ise zinanın suç olmasının AB açısından doğru olmadığını savunacaktır.  

 

2011 yılında İstanbul Sözleşmesi; ne olduğu, yararları ve zararları tartışılmadan AB kapsamında yürürlüğe girmiştir. Bu sözleşmeyle, sözde kadına fiziki ve psikolojik şiddetin önüne geçilmesi köylü kurnazlığıyla yasalaştırılmıştır. Şiddetin kılıf olduğu, asıl amacın erkekle kadın arasında her türlü eşitliği sağlamak olduğu sonra anlaşılmıştır. Allah’ın, erkeği yaratılış ve sorumluluk açısından üstün ve yönetici tayin etmesinin hükmüne de savaş açılmıştır.  

 

Bu sözleşmeden hemen sonra LGBT kurulmuştur. Yine bu sözleşmenin hızla uygulanabilmesi için 2012 de 6284 nolu kanun yasalaşmıştır. Sözde kadına şiddeti önleme olarak gündeme gelen ve “Kadının beyanı esastır” ilkesi ile 6284 nolu kanun yüzünden binlerce aile dağılmış, çocuklar babasız yetişmeye mahkûm edilmiştir. Kocanın suratı asık olsa, kadının bunu psikolojik baskı olarak değerlendirip şikâyeti üzerine evden uzaklaştırmanın yolu açılmıştır. Bu tarihten itibaren, eşine hükmedemeyen ve kontrol edemeyen kocalar daha da hırçınlaşmış, şiddet ve boşanmalar katlayarak artmıştır. 

 

Burada hedeflenen, kadının özgürleştirilmesi ve sokağa çıkartılmasıdır. Bu yasalarla, evinde oturan hayırlı bir nesil yetiştiren kadın değil de, daha çok sokağa çıkıp günün yarısını kuaförlerde diğer yarısını da sokakta veya AVM’lerde alışveriş yaparak geçiren bir kadın profili istenmektedir.  

 

Kadının aile reisi olduğu, istediği anda istediği her şeyi yapabilecek bir konuma getirilmesi hedeflenmiştir. Aile bireysel hayatın sırtında bir yüktür. Kadının özgürlüğünü kısıtlar. Bu durumun müsebbibi kimdir? Artan zinaların ve boşanmalar, ailelerin ifsada uğramasına katkı sağlamıştır.  Nisa:85. Ayeti birlikte düşünelim.  “Kim bir kötülüğün yapılmasına aracı olursa ona ondan pay vardır”  

 

“Başkasının ahlakından sorumlu olmak kimsenin görev tanımı değildir” diyen Emine Erdoğan, neyi kastetmiştir ve Allah’ın hangi değerini hedef alarak o değere savaş açmıştır? 

Sokakta bir ahlaksızlık göreceğiz ve müdahale etmeyeceğiz çünkü görevimiz değil. Toplumun ahlaken çökmesine göz yumacağız, elimizle yapamıyorsak dilimizle de yapamayacağız çünkü görevimiz değil. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak gibi bir görevi üstlenemeyiz çünkü görev tanımımız değil. Rabbimiz ise cehennemden kurtuluşu, imandan ve sâlih amelden sonra bu ilkeye bağlıyor.  

 

Zinanın suç olmadığı ama erken yaşta evliliğin suç olduğu bir Türkiye’de yaşıyoruz. Anneye babaya isyan eden, on beşinde sevgili edinen ve sevgilisinin evinde kalabilen özgür bir gençlik modeliyle; aile, ahlak ve hayâ kavramlarını Müslüman gençlikte bitiriyorlar. Günümüzde kendini müstağni gören, yani başkasına muhtaç olmak istemeyen insanın; Allaha, nefsine, ailesine ve topluma olan sorumlulukları kendisine yük olmaya başlamıştır.  

 

İnsanın kendisini, benliğinde değer atfeden kıymetlerden müstağni görmesi ve olumsuz hasletleri ön plana çıkarması ifsada uğramasına sebep olmuştur. Özgürlük alanının İslami değerlerden bağımsız genişletmesi, nefislere hoş gelerek kontrolsüz bir yaşam biçimi ortaya çıkarılmıştır.  

 

Resmi istatistiklerde alkol kullanma yaşı 10’a, uyuşturucu kullanma yaşı 13’ e inmiştir. Gençler uyuşturucu, kumar, alkol ve fuhuş bataklığına çekilmiştir. Sevgili edinme meşrulaştırılmıştır. 15 yaşındaki kızlar, kıyafet ve makyajlarıyla kadın görünümlü olarak caddelerde, cafelerde boy gösterir olmuşlardır. Bu yaşlarda sevgili edinmek çok masum bir durum gibi algılanır olmuştur.  

 

Batı özentili popçu gençlerin yarı çıplak klipleri halka açık her yerde ve televizyonlarda yayınlar yapıyor. Özellikler ergenlik dönemi Müslüman gençlik bu konuda büyük bir tehlike altındadır. Beyinleri uyuşan gençlerin anne babaya saygı ve itaatleri kalmıyor. Ellerinde ki telefonlardan kafalarını kaldıramıyorlar. En mahrem bilgi ve görüntülere ulaşıp, tanımadıkları insanlarla en mahremlerini paylaşıyorlar. Böylesi bireysel ve özgür bir yaşam, gençleri “hayatlarını istedikleri gibi belirleyen” bir konuma sürüklüyor.  

 

Nefse vazgeçilmez olarak sunulan bu değerler; Müslümanlar için çölde doğru yolda giderken yoldan saptıran serap hükmündedir. İslami bilinç ve kültür yeni nesillere aktarılamaz oldu. Eğer çocuklarımız İslami bilinç ve İslam kültürü konusunda bizden çok çok gerideyse onları kuşatan bu deformasyonun ilk müsebbibi bizleriz.  

 

Ya ayak uydurduk bu kültürel ifsada ya da kendi kültürümüzü yaşayacak, koruyacak ve tebliğ edecek imani yeterliliği gösteremiyoruz demektir. Peki nasıl tedbir alacağız ya da nasıl kendimizi ve ailemizi bu toplumsal ifsada karşı koruyacağız? (DEVAM EDECEK) 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.