AİLEDE TEBLİĞ VE DA’VET

AİLEDE TEBLİĞ VE DA’VET

AİLEDE TEBLİĞ VE DA’VET

                                                                  Haydar ÖZALP

 

Aile, İslami bilgi ve becerinin temellerinin atıldığı çok önemli bir kurumdur. Davetçi her yerde yetişebilir, fakat aile kurumunda şuurlu fertler yetiştirmek, İslam’ın ideal hedefidir. İlk eğitimini anne-babasından, kardeşinden almış olan nice âlimler vardır. Belki bu konulara, ailede ders, ailede İslami eğitim de denebilirdi. Konumuz da’vet ve tebliğ olunca, İslam ıstılahındaki anlamından yola çıkarak, Allah’ın emirlerini kime ulaştırırsak ulaştıralım tebliğ veya da’vet yapmış olacağız. Allah’ın emirlerini hatırlatmaya, öğretmeye, ulaştırmaya en layık olanlar, öncelikli olarak aile fertlerimiz değil midir? (“Da’vet ve tebliğ, İslâmî inanç ve değerlerin kabul edilip uygulanmasını sağlamayı hedef alan bir faaliyettir. Dolayısıyla hem gayrimüslimlere hem de Müslümanlara yönelik olabileceğini gösterir. Buna göre tebliğ, irşad, vaaz, nasihat, inzâr, tebşîr, emri bi’l-ma‘rûf nehyi ani’l-münker gibi terimler de sözlük anlamları itibariyle da‘vetten farklı olmakla birlikte uygulama ve gayeleri bakımından aynı veya yakın mânaları ifade etmektedirler; bu sebeple da‘vet ve tebliğ başta olmak üzere bu kavramlar sık sık birbirinin yerine kullanılmıştır. İslami ıstılahta tebliğ ve da’vet; Kur’an ve Sünnet’in mesajlarını birilerine ulaştırmak anlamına gelir.” TDV İslam Ansiklopedisi. Da’vet, Tebliğ kavramları.)

Küfür, batıl davasının da’vetini, her alanda Müslüman aile fertlerine ulaştırma çabasında. Müslüman aile, dünyalık geçim ve statü peşinde koştururken, gayri meşru fikirlerin hâkim olduğu alanlarda, çocuklarımız dünyaya hizmet edecek kıvamda yetiştirilmektedir. Ferdi ve toplumu ihya edecek nasıl ki İslam’ın yaşanmasıdır, aile içinde anne babanın veya çocukların, öğretme ve yaşatma görevini, üzerlerine almaları gerekmektedir. İslami yaşantının yerini, dünyevileşmeyi masum hale getiren İslami eğlence, İslami moda, İslami tatil, ılımlı İslam vb. sembolik İslami yaşantı, toplum mühendisleri tarafından organize olarak benimsetilen bir beladır. Duyguların, kötü insanlar tarafından çok çeşitli şekillerde istismar edildiği, kullanıldığı, sömürüldüğü bir dönemde yaşıyoruz. Batıl, sömürü aletlerini çeşitlendirdi. Eşimizi (zevc-zevce) ve çocuklarımızı, bu sömürünün kölesi yapmalarına seyirci kalamayız. Şunu biliyoruz ki, İslam’ı ve onun dünyaya sunduğu değerleri yok etmek için, kılıktan kılığa girer oldular. İslam davetçilerinin bile tuzağa düştüğü kamuflajlar kullanabiliyorlar. Müslümanlar, büyük bir medeniyet, derin tecrübe, ilmi yeterlilik, fer’i meselelerde ictihad ederek, tıkanıklığı giderebilme ve yeni meselelere çözüm bulabilme usulü gibi imkânlar elinde iken, acze düşmüş, üretemez olmuş, daha kötüsü direnemez olmuş, daha da kötüsü hak-batıl karışımı bir hayata tabi olmuş durumda.

Bu kargaşada, en büyük bozulma veya olumsuz anlamda değişim, aile bireylerinin en zayıf halkaları, kadınlar ve çocuklarda görülmekte. Çocuklarımız ve eşlerimiz, İslami çalışmalarda bize yardımcı olacak iken, engel olabilmektedirler. “Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Teğabun, 14)

         “İnsanın duygusal yapısı ile hayat sahnesinde birbirine girmiş çok ince ve duyarlı ilişkilere dokunuyor. Kuşkusuz eşler ve evlatlar, insanı oyalayıp O’nu, Allah’ı anmaktan alıkoyabilirler.” (Fi zilali’l-Kur’an Tefsiri)

“Kocalarını, babalarını cehenneme gönderme pahasına da olsa bu dünyada kendilerine refah ve zenginlik içinde bir dünya sunmasını beklerler. Yine Allah’a kulluğu birinci plana çıkarmış pek çok mü’mine hanımın kocaları ve çocuklarının onların hayatlarını zindan ettiklerini görüyoruz. Allah için bir cihada çıkacak kocaların önünde en büyük engel, hanım ve çocuklardır.” (Besairu’l-Kur’an – Ali Küçük)

Bundan dolayı, ailede İslam’ın öğretilmesi, beraberce yaşanması, hayrı teşvik, yapılınca tebşir, ailenin olmazsa olmazıdır.

Evli olsun olmasın her fert, bir aile mensubudur. Bu mensubiyet, Müslüman’ı mesuliyet sahibi kılar. Mesuliyet, her bir Müslüman’ın kulluk vazifesidir. “Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir”. (Tevbe, 71)

Her davetçi baba-anne-çocuklar, davetini Rabbinin rızasına ermek için yapar. Davetçinin, davetini ihlâslı kılabilmesi ve Rabbimizin yardımına ulaşabilmesi için, dua ile niyetini kuvvetlendirmesi gerekir. Kuran’da, ailemize ve evimize yapacağımız bazı dualar öğretilmiştir:

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!” (İbrahim, 40)

“…Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!” (Neml, 19)

“Ey Rabbim! Bana sâlihlerden (bir oğul) ihsan et!” (Saffat, 100)

“Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlerin de ancak helâkini arttır.” (Nuh, 28)

“Onlar, ‘Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle’ diyenlerdir. (Furkan, 74)

“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara, 128)

“Ey Rabbim! Anne ve babama merhamet ederek esirge. Çünkü onlar beni küçükken nasıl merhamet ederek yetiştirip büyüttüler ise Sen de öyle acı ve merhamet eyle.” (İsra, 24)

“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim, 41)

“Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.” (Şuara, 86)

“…Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf, 15)

Duadan sonra, anne babalar evlatlarına veya evlatları anne babasına, emri bil maruf nehyi anil munker yapmalıdır. Abdullah b. Ömer (r.a) şöyle demiştir: “Çocuğunu terbiye et; çünkü sen, çocuğuna öğrettiğinden mesulsün. O da sana yapacağı iyilik ve itaatten mesuldür.”

وَأْمُرْ اَهْلَكَ بِالصَّلٰوةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَاۜ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقاًۜ نَحْنُ نَرْزُقُكَۜ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوٰى ﴿١٣٢﴾

“Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır. (Taha, 132)

“Çocuklarınıza yedi yaşına geldiği zaman namazı (öğretin ve kılmalarını) emredin. On yaşına geldiklerinde kılmazlarsa el ile hafifçe dövün. On yaşında yataklarını ayırın.”

Anne babaya, iman ve salih amel öğretmekten daha güzel ve iyi ne olabilir. Anne baba için çocukları nasıl vazgeçilmez ise, çocuklar için de anne baba öyle olmalı. Ateş çukurunun kenarında yaşamaktayız, hiçbir aile ferdimizi isyan uçurumunda bırakacak keyfiyetimiz yoktur. Keyfi davranmak için dünyaya gönderilmedik. Allah’ın hududunu muhafaza etmek için, kulluk ipi boynumuza takıldı. Kulluğu kemale erdirmek için aile olduk. Her erkek ve kadın, aile olma adayıdır. Aile olmak, bilinç seviyesi, idarecilik becerisi gelişmiş olmak demektir. Aile kurmak, dinini tamamlamadır. “Allah kime dindar bir kadınla evlenmeyi nasip ederse, ona bu şekilde dininin yarısında yardım etmiş olur. Geriye kalan yarısında da Allah’a karşı gelmekten sakınsın.” (Suyuti, Camiu’s-Sağir, 2/932) Başka amaçlar için aile olanlar bir kere daha düşünsünler? Bu amaca uyamayanlar da muhasebesini yapmalıdır. İslam davası, kendi yolunda kenetlenmiş Havle binti Hakim ile Osman b. Maz’un, Ebu Seleme ile Ümmü Seleme gibi aile olmamızı ister: “Ey iman edenler! …İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Maide, 2) Amel defterlerimiz, ahirete giden yolculukta heybemiz ve yol azığımız.

Yine ayete kulak verelim. Peygamber diliyle Kur’an bize seslenir. Kadın-erkek, genç-yaşlı ayrımı yapmadan, İslam yoluna tabi olanların, Allah’a çağırma gibi ulvi bir gayeleri olduğunu emreder:

“De ki: İşte bu, benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (Yusuf, 108)

Tebliğ ve davetin bir hedefi olmalı. Kısa, orta ve uzun vadede hangi amaca doğru gidileceği bilinmeli. Her aşama, haddi zatında, kendi içinde bir bütündür. Bütündür; çünkü başarı denilebilecek netice, her aşamaya bütüncül olarak hâkim olmaktır. Müslüman’ın kendi nefsine tebliği ile başlar davet çalışması. Önce kendi nefsini tezkiye eder, Allah’a ne kadar muhtaç olduğunun farkına varır. Tezkiye aşamasında, yine tedricilik vardır. Kendi içinde bu aşamalar hayati önem taşır. Aşamaların hayatiliği, ya kaybedilecek zamanın önüne geçebilmektir -ki zaman en büyük sermaye- ya da doğru bilgi, dengeli amel ve toplum içinde İslami bir dil ile ifrat ve tefritten sakınabilmektir.

Ailede tebliğ ve daveti iki şekilde anlıyoruz. Anne ve babaya tebliğ eden evlat(lar), anne ve babanın evlatlarına tebliğ ve davetleri. Hz. Ali (r.a) der ki: “Çocuklarınızı, şu üç şeyi onlara öğreterek terbiye verin. Peygamber sevgisini, Ehlibeyt sevgisini, Kur’an okumasını. Çünkü Kur’an okuyanlar, hiçbir gölgenin bulunmadığı o günde peygamberler ve Allah’ın veli kullarıyla birlikte arşın gölgesinde gölgelenirler.”

Ve yine babanın görevleri ile ilgili olarak şu rivayeti analım: Adamın biri, Hz. Ömer’e, oğlunu şikayet etti ve şöyle dedi: “Bu, benim oğlumdur; bana karşı geliyor.” Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a) adamın oğluna, “Allah’tan korkmuyor musun, niçin anne babana karşı geliyorsun? Anne babanın evlâdı üzerinde şu kadar hakkı var” diye genci uyardı. O zaman genç:

“Ey müminlerin emîri, çocuğun baba üzerinde hakkı yok mudur?” diye sordu. Hz. Ömer de (r.a), “Evet vardır. Çocuğa iyi bir anne seçmesi, doğunca güzel bir isim koyması, ona Kur’ân-ı Kerim’i, farz ibadetlerini öğretmesi, evlenecek yaşa gelince evlendirmesi, çocuğun babası üzerindeki haklarındandır” buyurdu. O zaman genç, “Vallahi, babam, Müslüman kadınları bırakıp 400 dirheme satın aldığı bir câriye ile evlendi. Bana güzel bir isim vermedi. İsmimi böcek manasına gelen Cu’la koydu. Bana Kur’ân-ı Kerîm’den ve ibadetlerden hiçbir şey öğretmedi” dedi. Bu sözler üzerine Hz. Ömer, gencin babasına dönerek, “Oğlum bana itaat etmiyor, diyorsun. Hâlbuki o sana karşı gelmeden önce sen onun haklarını çiğnemişsin; şimdi kalk ve oğluna karşı vazifeni yap” diye adamı azarladı. Aile içi eğitim ve öğretim, haddizatında bir davet ve tebliğ ibadetidir.

Aile; akit, DNA bağları, kromozom cemi ile ittifakken kurulmuş, bilimselliğin fevkinde, ilahi bağlar ile kaim bir kurum iken, bu kurumda zıtlaşmak, uyuşamamak, birbirini anlamamak ve duymamak, akla ve ruha üflenen kuvvetli bir üfürmedir ancak. Bizler, davet ile bu kutsal bağı, yaratana ram etmek ile mükellefiz. “And olsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Kaf, 16)

Şeytan size fakirliği telkin eder ve hayâsızlığı emreder.” (Bakara, 268)

Kendini arındıramamış bir Müslüman, aile efradını nasıl arındırsın? Davet ve tebliğin iki unsuru vardır. Birincisi; davetçinin anlattıklarını yaşaması, davetine şüphe düşürecek işlerden uzak durması. İkincisi, muhatabının yani aile efradının, ihlâs ile yaşamasına vesile olmaya çalışmasıdır. Devamlı kendini savunan, haklı görünmek için tartışmacı olan, nefsi zaaflarını dahi temize çıkarmaya çalışan davetçi, tebliğinde asıl hedefe ulaşamaz. Ulaşacağı şey, kendisi gibi egosu yüksek, inatçı bir kazanım olacaktır (aile halkı).

وَمَٓا اُبَرِّئُ نَفْس۪يۚ اِنَّ النَّفْسَ لَاَمَّارَةٌ بِالسُّٓوءِ اِلَّا مَا رَحِمَ رَبّ۪يۜ اِنَّ رَبّ۪ي غَفُورٌ رَح۪يمٌ ﴿٥٣﴾

“Ben nefsimi temize çıkarmam, çünkü Rabbimin merhamet ettiği hariç, nefis aşırı derecede kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayandır, çok merhamet edendir, dedi.” (Yusuf, 53)

İslam’a en büyük darbeyi vuranlar, sözü ve yaşantısı birbirine uymayan Müslümanlardır. Temsiliyet, Müslüman’ca yaşamanın en başta gelen vacibidir.

Havariler: “Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a inandık, O’na teslim olduğumuza şahit ol, dediler.” (Al-i İmran, 50-52)

İşgale uğrayan bir ülke, orada yaşayanların fedakârca mücadelesi ile tekrar özgür olabilir. İslami değerlerin, yukarıdan aşağı her bir kaidesi işgal altında iken, kadın, erkek, genç ve geleceğin genç adayları çocukların, bu mücadelede yerlerini alması gerekir. İlim, amel, ihlas ile bilinçli bir mücadele, önce kendi nefsimizi davet ile, ikinci ve ilk kurumsal yapı ailede devam etmelidir. Bugün en fazla şikâyet ettiğimiz konu, çocuklarımızın dinlerine uygun yaşayabilecekleri güvenli bir yerin olmamasıdır. Dava ehli Müslüman aileler, kendi sitelerini kurarak veya komşu ailelere daveti götürerek, güvenli alanlarını oluşturmalıdırlar. Cemaatler yani İslami hareketler; gerçekten gayretli, şuurlu ve ihlaslı aileler vesilesi ile, hızlı bir şekilde toplumun her kesimine ulaşabilirler. Anne ve babalar, çocuklarının karnı tok, sırtı pek olmasının mücadelesini vermeyecekler; aksine yarın, dava bayrağını teslim edecekleri evlatlarının yetişmesine gayret edecekler ki cennet anne ve babaların ayakları altında olabilsin.

“Ey insanoğlu! Adının unutulmamasını istersen, çocuğuna ilim, hüner, mârifet öğret ve onu akıllı yetiştir. Böyle yaparsan arkanda seni rahmetle anan bir kişi bırakmış olursun.” (Sa’dî-i Şîrâzî)

Hz. Peygamber’in (s.a.s.): “Bir babanın çocuğuna bırakacağı en büyük miras, iyi bir isimle güzel bir terbiyedir.”

İlim ve ihlâs ile yetişmiş, dava ile adlandırılmış, davet ile yol almış bir aile olmamız duası ile…

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.